Detaylar

İstanbul' da Bir Dolandırıcılık Hikayesi

İstanbul' da Bir Dolandırıcılık Hikayesiİstanbul’ a ilk geldiğim zamanlardı. Dolandırıcılık vs olaylarını sadece filmlerden izler, Eskişehir’ de hiç karşılaşmazdık. Ya da ben ben karşılaşmadım. Birgün Eskişehir’ den İstanbul’ a tren yolculuğu yaptım. Haydarpaşa Tren Garında trenden indim ve Kadıköy otobüs duraklarına doğru gidiyorum. Hemen solda, kaldırım kenarında ise şalvarlı, başörtülü, ortayaşı biraz geçmiş bir kadın, kucağında bebeği  ile saat tezgahı kurmuş, etrafında ise epeyce bir kalabalık. İçimde acıma – takdir arası bir duygu ile tezgaha yaklaştm...

Askerlik

5 Nisan kararlarının bize vurduğu darbeden sonra, birazda Paşanın emir subayının telkini ile beraber, bir arkadaşımızla Asker e gitmeye karar verdik. Tabi bu kararı hemen değil, bir süre oyalandıktan sonra verdik.

Biz bu kararı verdiğimizde aylardan Eylül idi. Askerlik şubelerine gidip tecil işlemini bozdurmak istedik. Bize verdikleri cevap ancak bir sonraki yık Kasım döneminde askere alınabileceğimiz şeklinde idi. Fakat biz bir an önce Askere gidip, bu bekleme sürecinde en azından bu vazifeyi aradan çıkarmak istiyorduk.

5 Nisan Kararları

Bu tarihe denk gelen ekonomik krizin, bende ve benimle beraber olan 4 arkadaşımın hayatındaki yeri eminimki çok farklıdır…

Liseyi, Eskişehirde Motor Anadolu Teknik Lisesi – Uçak Motorları bölümünde okudum. Bu okulun 2. mezunlarıydık. Yani okul henüz yeni açılmıştı. Okulun kuruluş döneminde Eskişehir Hava İkmal Bakım Merkezi Komutanı Tümgeneral Sn. Fazıl AYDINMAKİNA’ nın büyük katkıları olmuştu. Bizleri hep kendi öğrencileri gibi görmüş ve gerek okul zamanı Atelye dersleri için, gerekse de yaz stajları için fabrikanın kapılarını biz öğrencilere sonuna kadaraçmış ve elinden gelen yardımı esirgememişti. Yeri gelmişken buradan bir kez daha kendisine teşekkürlerimi ve minnetimi sunarım. Ancak biz son sınıfta iken kendisi Kayseri Hava İkmal Bakım Merkezi Komutanı olarak atanmıştı.

Askeri Okullar


Ortaokuldan sonra, birçok sınavı kazanmama rağmen sağlık muayenelerinde hep “göz” den elendim.  O zamanki duygu ve düşüncelerimi anlatamam…
Çocukluk hayalimdi subay olmak. Hatta sünnet kıyafetlerimiz bile subay kostumü idi. Ancak girilen her sınavdan sonra, sabırsızlıkla sınav sonucunu bekle, kazandı haberi gelince tarifsiz bir sevinç ve sonunda da hep hüsran…

Öyle bir durum ki, o yıl hem abim hem de ben sınavlara giriyoruz. O da hedefindeki okulların sınavını kazanıyor. Dolayısı ile sağlık muayeneleri farklı şehirlerde. Hal böyle olunca annem birimizle, babam birimizle farklı şehirlerde sağlık muayenelerine giriyoruz. Yeri geliyor, 15 – 20 gün görüşemediğimiz oluyor. Bir yandan kendi derdimizle uğraşırken, diğer yandan onları düşünüyoruz: acaba ne yaptılar, diye. Çünkü o yılarda bırakın cep telefonunu, normal telefon bile bulmak ciddi sorun.

Eskişehir

Bakmayın isminde “Eski” lafı geçtiğine.. Şuan itibari ile Türkiyenin en modern şehridir dersem, inanın çok da abartmış olmam. Tabii bu durum şuan için geçerli, benim çocukluğumun geçtiği yılları kapsamıyor. Çünkü o yıllarda çamur kanıksadığımız bir olay ve hatta oyun materyalimizdi diyebilirim. Bu durum her ne kadar bizim hoşumuza gitse de, annelerimizin hoşuna gideceğini zannetmiyorum. Teknolojik şartların bugünkü gibi olmadığı bir ortamda, yani çamaşırı elde yıkayıp, binbir zorlukla ütülediğiniz kıyafeti çocuğunuza giydiriyorsunuz ve bir süre sonra sırtına kadar çamur, ayakkabıların içi vıcık – vıcık su olmuş, ondan da önemlisi elleri ve ayakları gerek sudan, gerekse de soğuktan buruşmuş, tir-tir titreyerek karşınıza çıkıyor. Ne hissederdiniz?

Diğer Makaleler...