Engelli Bir Çocuk Sahibi Olmak!

Okuyacağınız makale biraz uzun. Türk insanı olarak okumayı sevmediğimizden, kısa bir göz attığınızda okumaktan vazgeçeceğinize eminim. Ancak yaygın gelişim bozukluğu olan bir çocuk sahibi her ailenin bir feryadıdır bu makale..! Yaygın gelişimsel bozukluk nedir? Bilimsel tanımını vs bilmem. Ancak çocuğunuz örneğin 8 yaşındadır. Ancak yaşıtlarından farklılığını bariz bir şekilde görürsünüz, ama adını koyamazsınız. Şöyleki yaş 8 dir ancak, zeka ve davranış şekli 4-5 civarında gibidir.

Neyse, filmi başa saralım ve adım adım gidelim. Buyrun:

Herşey çok güzel başlamıştır oysa…


Aileye yeni bir birey katılacağı haberi alınmış, hamilelik boyunca hiçbir kontrol aksatılmamıştır. Tüm hayat formatı, bu yeni bireyin de katılacağı düşünülerek yeniden düzenlenmiş, hayallerde her şey güzel ama çok güzel olacağı düşünülmüştür. Sonrasında nihayet doğum olmuş, sevinçler katlanmış ve tebrikler kabul edilmiştir. Hayat değişmiş, katılan yeni bireyle birlikte mutluluklar perçinlenmiştir. Eminimki o durumdaki çocukların ailelerine sorun, ilk andaki duygular – düşünceler hep bu veya buna yakın merkezdedir.

Fakat bir süre sonra, bir farklılık olduğunu fark ediyorsunuz… Ters giden bir şeyler olduğunu fark ediyor ancak önceleri anlam veremiyorsunuz. Sonra farklılık hepten ayyuka çıkıyor ancak siz konduramıyorsunuz… Nasıl konduracaksınız ki? O tarz hikayeler hep filmlerde olur… Ve o güne kadar, çevrenizde o tarz çocukları olan kişileri hiç ama hiç fark etmediğiniz, duygularını hissetmediğiniz gerçeği bir tokat gibi çarpıverir yüreğinize…

Genellikle öğrenince ilk tepki, bunu size tebliğ eden doktorun tıp bilgisini ve başarısını sorgulamak olur. Hele bu durumu fark eden bir yakınınız veya herhangi biri ise tepki daha farklı olur. Öyle ya bu durum, yukarıda bahsettiğim gibi hep filmlerde olur. Sonra yavaş-yavaş kabul etmek durumu vardır. Sancılı olsa da durumu yavaş-yavaş kabullenme aşamasına gelirsiniz. Ancak bu durum beraberinde bir şeyi daha getirir… (Allah affetsin) Neden biz ya da neden benim çocuğum diye sorgulamaya başlarsınız… Maazallah isyanın eşiğine gelirsiniz… Bu süreç zor ama pek çok zordur.

İşin manevi boyutu sadece bununla da bitmez. Bir süre sonra, daha evvel etrafınızda olan insanların bir çoğunun usulca yok olduğunu görürsünüz. Önceleri sürekli beraber olduğunuz aileler, kişiler bir-bir yok olur gider etrafınızdan. Hayır, suçu sadece o kişilerde bulmuyorum. İnanıyorum ki bu süreçte bizlerin de yanlış yaptığı bir şeyler vardır muhakkak. Çünkü ne kadar metin olmaya çalışırsanız çalışın, psikolojiniz ister istemez bozulmuştur. Bu sefer sizin iletişim sorununuz başlar. Ya derdinizi anlatamaz, ya da anlaşılmazsınız. Dedim ya, bizlerde böyle bir çocuğa sahip olmadan, anlayamıyor fark edemiyorduk. Uyuyamaz, uyanamaz, aşırı tepkili ve sinirli veya tepkisiz olursunuz. Şeker, tansiyon, kalp vs bilimum hastalık artık yoldaşınız olmuştur. Kişiliğiniz değişmiştir. Daha evvel çok tepki verdiğiniz şeyleri önemsemez, tepki vermediğiniz şeylere aşırı duyarlı olursunuz. Yapılan iyilikleri göremeyebilir, fark edemeyebilirsiniz. Tabii ki sizin stabil kişiliğinize alışmış olan kişilerin bu yeni kişiliği kabul etmesi kolay olmaz. Sizlerden “normal insan” tepkisi beklerler. Haklıdırlar da…Belki de kopmaların bir çoğu bu sebepten yaşanıyordur, bilemem…

İşin bir de maddi boyutu vardır. Az evvel dedim ya, tek bir doktor sizi kesmez. Acı cevabı aldıkça başka bir doktora, ondan da benzer cevabı aldıkça başka doktora gidersiniz. Her başka doktor başka-başka testler demektir. Ve bu testler maalesef ucuz testler değil. Manevi darboğazın yanında maddi darboğaz da beraberinde gelir. Yıllar boyu kendi kendinize yeten planınız, bu süreçte revizyon görmek zorundadır. İddia ediyorum ki, bu durumda olan çocuğu olupta, bu süreçte maddi zorluğa düşmeyen ebeveyn yoktur. Geliri ne olursa olsun, bu darboğazı ya yaşamış ya da hala yaşamaktadır. Tıpkı benim gibi… Belki yaptığınız masraf hiçbir işe yaramayacaktır, bunu bal gibi bilirsiniz. Bilirsiniz de, milyarda bir ihtimal olsa da, insan çocuğu için, gücünün çok üzerindeki ödemelere gözünü kırpmadan girebiliyor. Girersiniz…. Az evvel bahsettiğim kopmaların bir sebebi de bu olabilir. İnsanlardan borç isteme ihtimaliniz veya halinizi sorana –eğer yakınınızsa- anlatacaklarınızın vereceği hüzün, onları sizlerden uzaklaştırıyor olabilir. Bilemiyorum… En acı tarafı da, bu kopmalar akrabalarınızdan veya ailenizden de yaşanabilir… Kabullenmek zor olsa da olabiliyor maalesef… Dün canınız olanlar, bugün herhangi biri olabiliyor…

Bazen çılgınca fikirlere de kapılabiliyorsunuz. Yukarıda bahsettiğim gibi (maazAllah) isyanın eşiğine gelebiliyorsunuz. Kendi dünyanızdan zaten geçmişsinizdir, ancak o durumdaki çocuğunuzun ileride yaşayabileceği zorlukları düşündükçe çıldırma noktasına gelirsiniz. Hatta (kimin ne zaman öleceğini Allah bilir ama) sizden sonra çocuğunuzun ne olacağını düşünmek bile istemezsiniz. Öyle ya, bu tür senaryolarda hiç güzel şeyler olmaz. O nedenle hem çocuğunuza hem kendinize kıyma fikri bile gelir aklınıza. Hatta beyninizi uzunca bir süre zonklatır. Bu süreçte, (Allah daim etsin) imanınız üstün gelirse, tevekküle başvurursunuz. Bu tarz çocuğu olan ailelerin hemen hepsinin ortak bir duası vardır. “Allahım, yavrumu benden sonraya bırakma..!” Kim evlat acısını Allahından talep eder ki? Ama siz edersiniz… Çünkü ebeveyn olarak siz zor tahammül ediyorsunuzdur. Bir başkası hiç çekemez…

Eşler arası kavga da bu süreçte tavan yapar. Çünkü herkese ve her şeye, içten içe kabaran öfkeniz, ister istemez en yakınınızdakine patlar. Ve maalesef karşılıklı olarak. Çünkü normal süreçte, bir taraf öfkeli olduğunda diğer taraf sessiz kalma seçeneğini kullanarak olay büyümeden önlenebilir ancak burada her iki taraf da, aynı gerekçe ile öfkelidir. Alttan alan taraf olmayınca da haliyle çok büyük geçimsizlikler kaçınılmaz olur.

Eğer başka ve sağlıklı bir çocuğunuz varsa, başka bir azap sizi beklemektedir. Çünkü maddi-manevi tüm gücünüzü, problemli olan bireye ayırmışsınızdır. Sizin ilgi ve sevginize muhtaç olan, küçücük bir bireyin varlığını çoğu zaman unutur, istemeden de olsa ihmal edersiniz. Ancak o küçük bireyin, küçücük dünyasında kardeşini nasıl algıladığını ve ne tür bir duygu beslediğini bilmek en azından benim için sadece tahmin boyutunda kalıyor.

Bu süreçte, özel eğitimin faydası gerçekten inkar edilemez. Çocuğunuza kattıklarının yanında, sadece sizin gibi problemi olan ailelerle bir araya gelebiliyor, aynı dili konuşabiliyorsunuz. Aynı dili konuşmak dedim, çünkü yazımın başında da bahsettiğim gibi, bu tarz çocuğu olmayan kişilerin, ailelerin sizi anlayabilmesi, sizinle aynı dili konuşması imkansızdır. Bunun yanın da, nasıl normal çocukları gördüğünüzde içten içe gıpta ediyorsanız, (maalesef) durumu daha ağır olanları gördüğünüzde de halinize şükrediyorsunuz. Bu süreç, tam manası ile kabulleniş sürecini de hızlandırıyor.

Sonuç itibari ile, bütün bu anlattıklarımda sonra diyorum ki: Çok şükür ki benim çocuğum böyle. Ve yine binlerce kez şükürler olsun ki, Allahım beni bu dünyada, böyle bir çocukla sınıyor. İnşallah sınavını verenlerden oluruz. Pişmanlıklarım yok mu? Tabii ki var. Tek pişmanlığım, keşke yukarıda bahsettiğim süreci çok hızlı atlatabilseydim de, diğer çocuğuma da hak ettiği ilgi ve zamanı ayırabilseydim.

Son olarak, belki bu makaleyi etkili ve yetkili konumdaki birilerinin okuma ihtimalini göz önünde bulundurarak onlardan bir ricada bulunmak istiyorum. Lütfen bu tarz çocukların eğitim şartlarını ve sürelerini artırarak, bu süreçte karşılan zorlukları azaltmaya çalışın. Yapabileceğiniz bir şeyler mutlaka vardır. Bunların neler olduğunu öğrenmek için en yakın “özel eğitim merkezine” uğrayarak velilerle sohbet etmeyi deneyin. Bir şey yapamazsanız bile, en azından dert dinlediğiniz için binlerce dua alacağınız kesin. Tabii bu sizi tatmin ederse.

Ve bir rica da bu makaleyi okuyan “normal” insanlara… Lütfen çevrenizde olan bu tarz aileleri ve çocukları dışlamayın. Çünkü hiçbiri hoşuna gittiği için veya elinde olarak öyle olmadı. Zarar geleceğini düşünmeyin. İçten yapılan “bir çay içimlik” sohbet sizin için bir şey ifade etmeyebilir ancak o insanlar için çok şey ifade eder. Bir hocamız şöyle demişti: “Her insan bir özürlü adayıdır!” Öyle ya, yarın sizin çocuğunuzun veya sizin o şekilde olmayacağınızın garantisi yoktur. Asla dilemem ama, birgün ayağınızın bir taşa takılması yeter.

Öyle ya, görüldüğü gibi bu durum sadece filmlerde olmuyor…!

Saygılarımla

burakveelif

 


Yorum ekle