Başlangıç / Paranın Ruhu Satın Alma Gücü

Paranın Ruhu Satın Alma Gücü

paranın gücüDaha evvel de makalelerini yayınladığım “Gazeteci” arkadaşımdan yine nefis bir  hikaye. Ancak okurken lütfen gözönünde bulundurun. Bu; gerçek bir hikaye. Buyrun:

Sanırım (sanırım tevazu göstermek için “sanırım” diyorum) 🙂 kapitalist sistemlerde en önemli olan şey para. Zira ben bugüne kadar satın alamadığı hiçbir şey görmedim. Yalnız lafım yanlış anlaşılmasın. Ben “para karşılığı herkes her şeyini satar” DEMİYORUM. Söylemeye çalıştığım şey eğer yeteri kadar para ile doğru satıcıyı yan yana getirirseniz satın alamayacağınız maddi veya manevi emtia ve olgu yok diyorum.

 

Ne demek istediğimi bana yakışan agresiflikle anlatabildiğime göre yazımı ben yazmaya siz okumaya devam edebiliriz. Evet ne diyorduk? Hah hatırladım paranın satın alma gücünden bahsediyorduk. İnsanların yakın çevresinden verdiği örnekler veya bir olayı kendi yaşamış gibi örneklemesi anlatımda daha etkili olur derler. Ben ikinci yolu tercih edeceğim. Genelde herkes ikinci yolu tercih eder ama kimse itiraf etmez. Neyse…

2009 yılında muhteşem bir batış yaşadık. Nereden baksanız 2 milyon USD civarı bir rakamı ustaca birkaç hareket sayesinde sıfıra indirdik şükürler olsun. Batış yaşamadan evvel sahibi olduğumuz firmanın yönetim katına hiç çantamı kendim taşıyarak ve 3 kişiden az çıktığımı hatırlamıyorum. Maaşları genelde ayın ilk iş günü sektirmeden yatırdığımızdan ve çalışanlarımıza ihtiyaçları doğrultusunda mini krediler sağladığımızdan kimse maddi konular için bizimle çıkmıyordu onca katı. Genelde elbisemin ne kadar güzel olduğu veya o gün çok narin göründüğümü yada çok güzel bir ayakkabı seçimi yaptığımı anlatır dururlardı. Neyse uzatmayayım (nasıl becereceksem) gel gelelim işler kötü gitmeye başladı. Maaşları artık ay ortasına doğru zorla öder olduk. Birkaç keresinde kredi bile çektik maaş ödemek için. E doğal olarak homurdanmalar başladı çalışanlarımızda. “Neyse en azından ezile büzüle taşıttığım çantamı artık tek başıma taşıyabiliyorum” sevincini doyasıya yaşıyordum ki eşimin “yeni bir başlangıca merhaba demeye hazır ol zira battık, batacağız” demesi sevincimi kursağımda bırakır gibi oldu. Bırakır gibi oldu diyorum çünkü “kraldan çok kralcılar” vardır ya bende “Pollyanna’dan çok Pollyannacı’lar” kabilesindenim. Hatta Pollyanna’nın Türkiye şubesi olduğumu söylesem kimse “hocam sen yalan söylüyorsun” demez.

Tabi bu ahval şeraitte dahi ben pozitif düşünceden ödün vermedim. Nasıl olsa bir şekilde çıkardık düştüğümüz yerden. Süreçte yavaş yavaş işliyordu bir yandan. Önce daha küçük bir eve taşındık. Ardından eşimin annesinin verdiği bir eve. Derken faturalarımızı ödeyemez olduğumuzdan sırasıyla doğalgaz, elektrik ve su tesisatımız kullanıma kapatıldı. Buzdolabımızın boş olduğunu söylemesem de siz tahmin ettiniz zaten.

Artık biz yemek masasından kalktığımızda ağzındaki kaşıkla ayağa fırlayan birileri yoktu. Her hafta sonu “patronum nasıllar diye bir hatırını sormak için aradım” diyen “candan” insanlarda yoktu. Açlık, sefalet, parasızlık ise cansiperane yanımızdan ayrılmayan yeni yoldaşlarımızdı.

Derken günlerden bir gün “Evreka” diye bakkala son yazdırdığımız mumun altında zıpladı eşim. Öyle bir zıpladı ki halime şükrettim. Zira eskisi gibi zengin olsaydık kesin evde hamam olurdu da peştamal ile falan fırlardı “evreka” diye.

Ben daha ne olduğunu anlamadan “yırttık” dedi. En son yırtmamız su faturasını ödemediğimiz için suyu kesmeye gelen görevlinin binada kimsenin olmadığını düşünerek geri gitmesi ile olmuştu. Nasıl birisi kapıyı açabilirdi ki zaten? Eşim kimse haciz memurlarına kapıyı açmasın diye binanın tüm zil tertibatını kesmişti.

Ben hala neyden ve nasıl yırttığımızı anlamaya çalışırken eşimin dahiyane planı ile sıfır sermayeli bir başka iş kurarak bulunduğumuz durumdan kurtulduk. Eskisi kadar çok paramız yoktu ama kimseye de muhtaç, mecbur değildik.

Gel zaman git zaman işler iyice palazlandı ve eşim çok kazanmaya başladı. Derken birden yıllardır değiştirmediğimiz telefon hatlarımız (aç kalırız, faturamızı öderiz vesselam) yeniden çalmaya başladı.

Herkes yaşadıklarımızı az çok biliyor yada tahmin ediyordu. Nekadar üzüldüklerini anlata anlata bitiremiyorlardı. Ayrıca o dönem ellerinden bir şey gelmediğini de sürekli dile getiriyorlardı. Eşimde bende zaten kimseden maddi yardım almayı kendimize yediremeyiz. Kimseden hiçbir şeraitte maddi bir talebimiz olmazda olamazda. Ama o yemeyip içmeyip faturasını yatırdığımız telefonlar o zor dönemlerimizde neden bir kere bile çalmadı hala anlam veremiyorum. Yahu biz kime ne kötülük etmiştik ki bir gecede tanıyanlar tanımaz olmuştu.

Hikayemiz maalesef burada sona erdi. Umarım paranın satın alma gücü hakkında detaylı olarak aydınlatmıştır sizi bu hikaye. Para ile satın alınamayacak değerlerinizin olması dileklerimle…

Önemli Not: Hikaye gerçektir.

Facebook Yorum

Hakkında: burakveelif

Ben burakveelif..! Yıllardır kullandığım tabir ile, “internet denizinde bir damla”. Yaklaşık 10 yıldır blog yazarlığı ile beraber, amatör olarak başladığım web maceramda, başta joomla!, wp, smf gibi hazır scriptlerin yanında html, php gibi yazılım dilleri ile de "amatör" olarak ilgilenme fırsatı buldum. Detaylar için lütfen tıklayınız>>>

İlginizi Çekebilir

Avniye Egemen EROĞLU – Yamaçlar / Kırmızı

Yıllardır tanıdığım; iyi bir mühendis, iyi bir dost, iyi bir arkadaş, iyi bir anne ve …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir