Zamansız…

havaalanında vedaZamansız rastlantılarda tanışırdık hep seninle,
Ve ümitsiz bir aşka düşerdim.
Sen uzak bir kente göçerdin
Bense gelecek rastlantıya değin,
Seni özlerdim…

Pek rahatsız değildim uçağın rötara girmiş olmasından.  Zaten bir saat evvelki sefere yetişmiştim ve geciksemde pek acil bir işim yoktu. Koltuğa oturunca yerimin kanatın ön tarafına denk geldiğini gördüm. “iyi burası en azından motor gürültüsü duymam” diyerek koltuğa yerleştim.

Ankara’ya akşam çoktan çökmüştü. Işıklı, ırak bir yerdi şimdi kent ve az sonra çok gerilerde kalacaktı.

 

Başkentten bir kitap bana hatıra kalsın diyerek girdiğim fakat zar zor çıkabildiğim o sahaftan aldığım romanı okumaya başladım.

“Simonov’u neden bu kadar seviyorum? Bir savaş romancısı altı üstü. Aslında ya savaşları seviyorum ki, içimde bir şiddet var ölümün soğukluğunu hissetmeyi istiyorum veyahut savaşlarda insanların çektiği acılara meraklıyım içimde insanlık var. Ne garip şey; o denli tutulduğum bir kitapta hem nefret ve şiddetin en üst hali, hem de aşkın, özlemin, namusluluğun ve elemin doruğu var. İnsanoğlu hakikaten anlaşılması zor varlık. Ben bile kendi kendime neyi sevip neyi sevmediğimi söyleyemiyecek kadar uzağım. Aşk demek ki, bu yüzden çok acıtıcı ama o denli vazgeçilmez; insana her iki hissi birden hissettiriyor bir yandan özletiyor kedere boğuyor diğer yandan sevgiyi hatırlatıp mutlu ediyor”

Derken iki yan koltuğuma bir adam geldi. Bezgin bir havası olan zât nedense bana oldukça itici geldi. Sert ifadeli suratı, orantısız çirkin gözlüğü ve takım elbisesinin duruşu ile “hayatından bezmiş” izlenimi veren adamla gözgöze gelmemek için romana biraz daha yaklaştım.

Yolcuların yerleşmesi tamamlanmış olmasına rağmen uçakta bir kıpırdanma olmuyordu. Beklemek konusunda sorunum olmadığı için bu duruma pek bozulmamıştım ama diğer yolcular arasında mırıldanmalar ve söylenmeler başlamıştı.

Derken iptal edilen bir seferin yolcularının uçağa alındığını öğrenince, gecikmenin devam edeceğini düşündüm. Gerçi bana göre hava hoştu ama şikayetler biraz daha ayyuka çıkmaya başlamıştı.

Umduğumdan daha kısa bir süre içinde gürülütülü bir güruh uçağa girdi acele acele hareket ediyorlardı. “Bu ivedi hareketler onların uzun süredir bekletildiklerine delalet” diye düşündüm. Çok beklemiş olmalılardı ki bir an evvel gidecekleri yere vararak bu sinir bozucu yolculuğu bitirmek istiyorlardı ve kaybedilecek bir dakikaya bile tahammülleri yoktu.

Görevli, uçağın koridorunda hızlı adımlarla bir genç bayana refakat ederek, memur kılıklının yanında durdu. Aramızdaki boş koltuğu göstererek “buraya oturabilirsiniz” dedi. Elimde olmadan yanıma oturacak kişi kimdir diye bir göz atma gereği duydum. 160 boylarında, zarif, kıyafet ve aksesuarlarının dikkat çektiği bir bayandı. Saçları hafif dalgalı ve uzundu. Koyu kahverengi bir deri mont ve aynı renkte çizme giymişti. Hareketleri hızlı ve kesindi. Bunu o anda sinirli olduğu için yapmıyordu, rahat olduğu anlarda da muhtemelen aynı şekilde hareket eden biraz aceleci bir insandı. “vay be bu uçuşta çok güzel bir bayan refakat edecek desene” diye düşünüp bir tebessüm geçirdim.

“İptal edilen uçağın mağdurlarından birisi” dedim içimden. Ben uçağa binmeden evvel iptal anonsunu duymuştum. Uçuş rötarlarının ve iptallerinin insanı ne kadar sinirlendirdiğini bildiğim için biraz olsun ortamı gevşetmek amacıyla söze başladım.

–    Siz iptal edilen  seferin yolcularındansınız sanırım?
–    Evet ya! Çok sinirim bozuldu. Kaç saattir bekletiliyoruz üstelik gördüğümüz muamele de çok fena…

Konuşurken elleri de kelimelerin dudaklarından döküldüğü gibi hızlı hızlı hareket ediyordu. “Tıpkı benim heyecanlı anlarımın reaksiyonu gibi davranıyor”. Oysa o andaki dingin ve rahat halime o kadar yabancıydı ki halet-i ruhiyesi, sanki ilk defa öylesine öfkeli birini görmüş gibiydim.

Şikayetlerine ara vermeden devam etti. O konuştu, ben dudaklarına ve gözlerine baktım. O anlattıkça ben sakinleşmesi için haklı olduğunu, aslında son derece mağdur olduklarını söyleyerek bu konuşkan ve sempatik bayanı teskine çalışıyordum.

Nedendir bilmem onu haklı bulduğum için mi, yoksa benim çok ağırkanlı olmamdan mıdır? O da kısa süre sonra sakinleşti. Eski öfkesinden eser kalmamıştı. Tıpkı çöllerde ölen bedevi cesetlerini kumların örtüp tabiatın bir doğal mezara dönüşmesi veyahut gelgitlerde geri çekilen suyun sahilde bıraktığı deniz yıldızlarını, tekrar yükseldiğinde içine alıp kaybedivermesi gibi sinirini bir anda dağıtıvermişti. Yerine pek güleryüzlü, heyecanlı ve tatlı üsluplu biri gelivermişti.

Aslında bayanlardan çabuk etkilenmem ama samimiyeti ve tarzıyla gerçekten ilgi çekici biri ile seyahat ettiğimi anladım. Nasıl davranmam gerekir diye kafa yorarken. “Zaten kısa bir yolculuk, sonra herkes kendi yoluna gidecek en azından bu güzel kızın sohbetini dinleyerek anın tadını çıkarayım” diyerek farklı konulardan söz açarak yolculuğa devam ettim.

İnişten sonra samimi olmaya çalışarak vedalaşmak bile içimde garip bir heyecan uyandırdı. Normalde pek temas etmek istemem insanlara ama bu sefer hevesle tokalaşmak için fırsat kolladım. Elleri avuçlarımda yumuşakça kayarken, ben belki bir daha göremeyeceğim bir insana duyduğum ilginin tutsağı olarak kalakaldım…..

Dökülenler
Ayrılık ve özlemler olsun
Kirpik kokulu kağıtlara

 

Mustafa Bucan ÇOLAK

Facebook Yorum

Hakkında: burakveelif

Ben burakveelif..! Yıllardır kullandığım tabir ile, “internet denizinde bir damla”. Yaklaşık 10 yıldır blog yazarlığı ile beraber, amatör olarak başladığım web maceramda, başta joomla!, wp, smf gibi hazır scriptlerin yanında html, php gibi yazılım dilleri ile de "amatör" olarak ilgilenme fırsatı buldum. Detaylar için lütfen tıklayınız>>>

İlginizi Çekebilir

Gittin..!

  İmkânsızımdın sen benim. Hayalim, ulaşılmazım. Geceleri gözlerimi kapatmadan karşımda gördüğüm hayalim, düşlerimde bile kaybetmeyi …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir